O, Sevgiye En Fazla layik Olandir...

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

O, Sevgiye En Fazla layik Olandir...

Mesaj tarafından momobjk Bir Ptsi 20 Nis. 2009, 01:05

O, sevgiye en fazla, her şeyden daha fazla lâyık olan Allah'ın sevgilisi.
O, Habibullah... O, Sevgililer Sevgilisi...
Biz Onu hakkıyla sevmesek de, O bizi çok seviyor.
Dünyada da, ebedî hayatta da hemen yanı başımızda. Bizim en küçük bir sıkıntımızdan dahi rahatsız oluyor, inciniyor, üzülüyor.
O, karanlıklar içinde yolunu kaybetmiş, çaresiz, ümitsiz ve korkulu bir vaziyette bekleşen insanlara, yağmur gibi rahmet olup iniyor. Kuruyan gönüllere, çoraklaşan kalplere âb-ı hayat oluyor, hayat veriyor. Kalplerde ebedî Cennet sümbülleri bitiriyor.
O Sevgililer Sevgilisini hakkıyla sevmenin, sevdiğimizi göstermenin bir yolu var: Onun yolunda yürümek. Onu taklit etmek.
Onun gibi yürümek, Onun gibi gülmek, Onun gibi konuşmak, Onun gibi bir kul olmak.
Onun gibi yaşamak.
Peygamberce Yaşamak.
*****
O, kainatın efendisiydi.
O, her haliyle her davranışıyla mükemmel bir insandı.
O, Allah'ın resulüydü.
O, Nebiler nebisiydi.
O, alemlerin gülüydü. Âlemler O Güzel gülle güldü
Şimdi bize düşen vazife,
O'nu tanımak,
O'nu anlamak,
O'nun gibi yaşamak.
******
Şimdi size bir soru sorsam, Desemki:
Bir sigara tiryakisine sigarayı bıraktırabilir misiniz?
Cevabınız “Evet” ise, hemen şu soruya cevap verin:
Bunu nasıl ve ne kadar zamanda başarırsınız?
Diyelim ki, kendi ölçülerinize göre bir yöntem ve süre belirlediniz.
O zaman hayal gücünü son sınırlarına kadar zorlayın ve dünyanın en cahil, en kaba, en vahşi, en inatçı bir insanını en bilgili, en kibar, en merhametli ve en medenî hale getirmeyi bir düşünün.
Böyle bir şey mümkün mü?
Bizim için o kadar zor ki.
***
On dört asır önce, bir imkansız gerçekleşti. Bir tek kişi, dünya tarihinin en büyük inkılâbını gerçekleştirdi.
Dünyanın en vahşi, adetlerine en mutaassıp, en inatçı ve en cahil bir toplumu, çok kısa bir zaman diliminde değiştirdi. O insanların akıllarını, kalplerini, ruhlarını, nefislerini fethetti. Kalplerin sevgilisi, akılların muallimi, nefislerin güzel bir terbiyecisi ve ruhların sultanı oldu. O günün şartlarında insanların hayatlarını dahi uğrunda kolaylıkla verdikleri alışkanlıkları, örf ve adetleri, üstelik inatçı, mutaassıp bir toplumdan kaldırdı. Üstelik hiçbir zor kullanmadan, baskı yapmadan, güç harcamadan. Hem de, ortadan kaldırdığı zararlı ve kötü özelliklerin yerine, son derece güzel huyları, alışkanlıkları ve seciyeleri, öylesi bir toplumun kan ve damarlarına kadar yerleştirdi.
Ve o insanlar, kısacık bir zaman diliminde, bütün dünyaya muallim, medenî milletlere üstad oldular...
O, kimdi?
Bakın, Onun için,
Yeryüzü bir mescid,
Mekke bir mihrab,
Medine bir minber oldu.
O,
Rabbimizi bize tanıtan en açık bürhan,
Bütün mü'minlere imam,
Bütün insanlara hatip,
Bütün peygamberlere reis,
Bütün evliyaya seyyid oldu.
O,
Köklerini bütün peygamberlerin oluşturduğu,
Ayrı ayrı tatları, lezzetleri ve meziyetleriyle evliya meyveleri veren,
Dalları, geçmiş ve geleceği aynı anda gölgeleyen nuranî bir Tûba ağacıydı.
Onun davasını geçmiş zamanın peygamberleri mucizeleriyle, gelecek zamanın evliya ve asfiyası kerametleriyle tasdik etti.
“Lâ ilâhe İllallah” dedi.
Bu prensibi, davasının en önemli esası olarak kabul etti.
Bütün geçmiş ve gelecekte saf tutan sayısız mübarek insanlar hep bir ağızdan ‘sadakte ve bilhakkı natakte' (doğru söyledin ve hakkı dile getirdin) diyerek tasdiklerini dile getirdiler.
Elinde, her yönüyle mucize bir Kitap; dilinde, hakikatleri haykıran bir hitap vardı.
Bütün insanlığa; hattâ cinlere ve meleklere; hattâ bütün varlık âlemlerine ezelî bir hutbeyi tebliğ etti. Bu alemin yaratılış sırrını açıkladı. Nice muammaları çözdü. Nice hakikatleri keşfetti.
Şu âlemin yaratılış sırrını açıkladı. İnsanlığın zihnini hep meşgul eden “Necisin? Nereden geliyorsun? Nereye gidiyorsun?” gibi müdhiş sorulara, son derece ikna edici cevaplar verdi.
O zât, ebedî bir saadetin habercisi ve müjdecisi oldu;
Sonsuz bir rahmetin kâşifi, ilancısı;
Kainattaki İlahî saltanatın dellâlı, seyircisi;
Kulluğu cihetiyle bir muhabbet timsali, insaniyetin şeref kaynağı, yaratılış ağacının en nuranî meyvesi;
Peygamberliği cihetiyle hakkı gösteren en kat'î delil, bir hakikat güneşi, bir hidayet feneri, bir saadet vesilesi oldu.
Onun nuruyla, bütün karanlıklar aydınlandı. Bir matemhâneyi andıran âlem, neşe ve sürûra gark oldu. Onun öğrettikleriyle her şey birbirine dost, kardeş ve arkadaş oldu.
O, âlemlere rahmet olarak gönderildi. Varlıkların övünç kaynağı oldu.
O, içindeki ahlâk güzelliği yüzüne yansımış güzel bir gül dü. O gülle, âlemler güldü.
O gülün güzelliği, nice bülbülleri kendine aşık eyledi.
O gülün asıl güzelliği, güzeli çok seven sonsuz bir Güzeli ve güzelliği göstermesiydi. O sonsuz Güzel de, bütün güzellikleri, o güzel gülün üzerinde toplamıştı.
***
İşte biz, o Güzeller Güzeli Rabbimizin dergahında boynumuzu büküyor; elimizi açıp yalvarıyoruz.
O'nun en çok sevdiği ve bütün güzellikleri üzerinde topladığı Habîbini, hakkıyla sevmeyi ve sadakatle bağlanmayı niyaz ediyoruz. Ya Rab, kusurumuzu affet, Emanetini kabzetmek zamanına kadar bizi emanetinde emin kıl.
Dr. Veli Sırım

momobjk
avatar
LEVEL 2

Erkek
Yaş : 29
Şuku : 6
Mesajlar : 70
Konum : Fransa
Entry Puanı : 3726
Kayıt Tarihi : 18/04/09

Uyarı yok

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz